Parmaklarım belirlemiyor artık yazdıklarımın kaderini.
Oysa ben tanımadığım adamların../soyunmadığım kadınların../ bilmediğim şehirlerin../yaşamadığım aşkların, hayatların..
‘TANRIÇASIYDIM’
I.
“Beni baştan yazar mısın? Tanrıçam. Küçük ellerinden beyaz sayfalara dökülmek istiyorum. Beni bağışla!
Senden gidersem, çok sevilirim sandım. Hiçbir beden beni kandırmadı../sana bir kez bile dokunamamışken../ Yüreğime kimse sen gibi dokunamadı. Biliyorum tanrıçam beni kendinde affettin.Çünkü sen en çok beni sevdin”
Kimin bu tozlu ses..ne cüretle yazılmayı istiyor. Diye bağırdı tanrıça..irkildi adam.
/Ellerini çoktan çekmişti aşktan/basit duyguların hiç önemi yoktu artık..o içindeki güçlüklerle savaşan küçük kızı büyütmeye çalışıyordu.
II.
‘2001 yılında kaybettim sevdiğim adamları.
O zamandan bu güne doğum günlerimi hatırlamadı hiçbir adam../Biri hariç, o hiç unutmadı. O adam benim babamdı..
Hiç unutmam bir okul dönüşüydü. Annem evde yoktu. Babam yiyecek bir şeyler hazırlamıştı. Ama yüzü düşüktü. Konuşmuyordu. Sonrasında öğrendim ki..
Babam kadar sevdiğim, hayran olduğum o kirli sakallı adam ölmüş. Şaka gibi gelmişti ilk duyduğumda. Zamansızdı. Çok ağladım. Şimdi kim uğraşacaktı benimle, beni kim sinirimden çatlatacak. Benimle kim dalga geçecekti. O günden sonra sevemez oldum, dağ havasını, kırları. Ailece gidilen piknikleri. Mangal yapmayı, gözlerim yaşara yaşara soğan doğramayı. En çokta gülme kabiliyetini kaybeden yanıma can’ıma üzüldüm. Bir de onun küçük meleğine..
İçi boş bir çocuk değildim. Hiç olmadım. Sadece çocuk göründüm her gerektiğinde.
Dedemi de iki ay sonra kaybettim. Onun cenazesine bile gidemedim.
O kadar korkmuştum ki..
Birer birer alıyordu sevdiklerimi yanına.
Babamın yüzüne bile bakamamıştım. O güçlü adamın yüzündeki yıkılışları içim götürmedi.
Boynuna sarılıp bir söz almıştım o zamanlar babamdan.
‘Sen benden önce sakın ölme’ diye. Tamam kızım demişti..